"Bu utanç fotoğrafına iyi bakın. Kurultaydan önce anlaşılan, seçimden önce alelacele bitirilen bir pazarlığın imza töreni bu. Soldan sağa sayarsak Otelciler Birliği Başkanı Dimağ Çağıner, Sanayi Odası Başkanı Ali Kamacıoğlu, Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer ve Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz... bu isimleri lütfen aklınızın bir köşesine yazın. Geleceğimize, çocuklarımıza, torunlarımıza kara bir leke olarak gösterilecek bu fotoğrafı onaylayan ve burada oturan herkes de suçludur. Bu insanların kamu yararı için ne gibi iyi düşünceleri olabilir ki? Bu fotoğraftaki insanların kaç tanesi çevreyi, ağaçları, tarım arazilerini, ülkenin kalkınmasını düşündü şimdiye kadar? Hepsi de bireysel olarak teker teker kendi ve yandaşlarının çıkarlarından başka bir şey düşünmüyor. Nasıl Girne'yi başımıza giydik, bu bölgeyi de başımıza giyeceğiz. Ancak bizler son ana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Başarılı oluruz olmayız bilemem ama bu mamma paylaşımının ve pazarlığının önünde durmaya devam edeceğiz."
( Şehir Plancıları Odası Başkanı Merter Refikoğlu'nun Mağusa, İskele, Yeniboğaziçi İmar Planı'nı imzalayanlar için yaptığı eleştiri. )
Uzun zamandır görüşemediğim değerli insan. Fırsat olduğunda radyodan sesini dinlerim. Bir insan bu kadar yetenekli olup da kıymeti bilinmez. Bu toplumu bazen hiç anlamam.
İlk kez Augustus döneminde inşa edilen tiyatro 1.-2. yüzyıllarda yapılan plan değişiklikleri ile son şeklini almıştır. 4. yüzyıldaki depremlerle yıkılan yapının taşları Erken Bizans dönemi hamamlarının yapımında kullanılmıştır. Temelde üç bölümden oluşur: sahne binası, orkestra ve oturma yerleri. Hem performansların gerçekleştirildiği hem de kulislerin yer aldığı freskler, nişler, heykeller ile süslenmiş sahne yapısından günümüze sadece temeller ulaşmıştır. Bir zamanlar üzerleri beyaz kireç kaplı olan oturma yerleri elliden fazla sıra içermesine karşın bunlardan çok azı korunmuştur. Tiyatronun 15.000 kişilik bir kapasitesi olduğu düşünülmektedir. Yapılan onarım ve sağlamlaştırma çalışmalarının ardından bu antik tiyatro çeşitli kültür ve sanat aktivitelerinin gerçekleştirildiği yaşayan bir mekan olarak halen hizmet vermektedir.
Yönetmenliğini Doğuş Özokutan'ın yaptığı Teslimat filmi 2020, KKTC yapımıdır. Filmin baş rolündeki Yusuf, kızının hayatını kurtarmak amacı ile ve de para bulabilmek için bir grup mülteciyi soğutuculu et kamyonuyla taşıma işini kabul eder. Kaçakçı, mültecilerle birlikte ortaya çıktığında Yusuf, aralarında soğutuculu bir kamyonda hayatta kalamayacak çocukların olduğunu da fark eder. Ancak yine de vazgeçmez ve mültecilerin hayatlarıyla kumar oynar.
Film gösterime girer girmez bir çok ödülün sahibi olmuştur.
Eski ismi Limnia olan özellikle Larnaka Tuzla köyünden göç eden Kıbrıslı Türklerin yaşadığı köy. Enginar Mormenekşe'nin simgesidir. Güneyden gelen Türkler enginar ekimini de yanlarında getirdiler.
Girne Kalesi Kıbrıs'taki en görkemli yapılardan birisidir. Kale bugünkü biçimine ulaşıncaya değin pek çok değişiklik geçirmiştir. Söz konusu değişiklikler temelde üç evreye ayrılır. Girne Limanının doğusunda yer alan bu kalenin tespit edilebilen ilk evresi 7.yy'a aittir. Söz konusu dönemde ortaya çıkan Arap akınlarına karşı kenti savunmak amacı ile adayı yönetmekte olan Bizanslılar tarafından inşa edilen ilk kaleye ait çok az kalıntı mevcuttur. Kale bugünkü formuna büyük ölçüde ikinci evrede, ada Lüzinyanların hakimiyetinde iken 1208-1211 yılları arasında ulaşmıştır. 14. yüzyılda Venedik saldırıları ile hasar gören kale, 1491'de adanın Venediklilerin eline geçmesinin ardından yapılan son eklemelerle de bugünkü biçimine kavuşmuştur. Kuzeybatı ve güneydoğuda yer alan kuleler Venediklilerin Osmanlılara karşı kaleyi sağlamlaştırmak üzere bu evrede yaptığı eklemelerdendir. Bu önlemlere karşın kale, 1570 yılında, Lefkoşa'daki Osmanlı zaferinden sonra direniş gösterilmeden Osmanlılara teslim edilmiş, bu sayede olması muhtemel bir muharebe nedeni ile zarar görmemiştir.
Kale kareye yakın bir plana sahiptir. Her bir köşede birer kule yer alır. Kalenin güney ve batısı derince bir hendek ile, kuzeyi ve doğusu deniz ile çevrelenmekte, giriş kuzeybatı tarafta bir köprü vasıtası ile sağlanmaktadır. Kalenin içinde kuzey batı bölümde 1100'lü yıllarda yapıldığı sanılan bir Bizans kilisesi (St. George Kilisesi) yer alır. 1570 yılında Kıbrıs'ın Osmanlılar tarafından fethi sırasında şehit düşen Osmanlı Amirali Cezayirli Sadık Paşa'nın lahiti de kalenin giriş bölümündeki rampanın hemen kenarında yer almaktadır. Kalenin içerisinde yer alan sergi salonlarında, Girne açıklarında ele geçen batık gemi ve elde edilen buluntuların yanı sıra, yine Girne çevresindeki kazılarda ele geçen çeşitli Arkeolojik kalıntılar sergilenmektedir. Bununla birlikte kalenin birçok noktasında, kalenin geçirdiği tarihsel süreci ziyaretçilere aktarmayı hedefleyen çeşitli canlandırmalar da yer almaktadır.
Günümüzde yat limanı olarak kullanılan Girne Limanı, Kuzey Kıbrıs'a ilişkin en tanınmış panoramalardan birisini oluşturan bir güzelliğe sahiptir. Limanın geçirdiği çeşitli evreleri gösteren dalgakıran ve deniz fenerlerinin yanı sıra, St. Hilarion kalesi ve Beşparmak Sıradağlarının semer biçimindeki sırtlarının oluşturduğu fonun bu güzelliğe büyük bir katkısı olduğu şüphesizdir. Bir yanda kolossal yapısı ile Girne kalesi, bir yanda eski liman yapıları, eski bir kilisenin çan kulesi ve eski bir cami minaresi ile Girne'nin bu profili adanın geçmişinden bir kesit gibidir. Limanı çevreleyen ve orjinal biçimleri bozulmadan kalmış çeşitli yapılar, günümüzde cafe, bar, restaurant olarak hizmet vermektedir. Bu binalar arasında yer alan ve 18. yy'a ait bir Kıbrıs evi olan birisi günümüzde Halk Sanatları Müzesi olarak kullanılmaktadır. Giriş katında zeytinyağı mengeneleri, karasaban, tezgah, küp ve döven gibi hasatla ilgili tarım araçları bulunmakta, üst katta ise geleneksel el sanatı örnekleri sergilenmektedir. Bunlar arasında tığ işleri, yatak ve masa örtüleri, yün çorap, oymalı sandıklar, gelinlikler ve dolaplar yer alır.
Girne Kalesi, kentin savunmasında tek başına bir fonksiyona sahip olmayıp aslında bir iç kaledir. Kenti çeviren surlardan günümüze çok az bir kısım ulaşmıştır ve bunlar üç kuleye aittir. En sağlam korunmuş olanı, The Round Tower olarak bilinen kuledir. Bu kule Ziya Rızkı Caddesi üzerinde, Bandabuliya'nın karşısında yer alır. Söz konusu yapı, kentin savunmasını güçlendiren Lüzinyanlar tarafından 1300 yılı civarında inşa edilmiştir. Venedikliler de, orijinalde Bizans dönemine dayanan bu savunma sistemini genişletmiştir. Ada Osmanlıların eline geçtikten sonra surlar önemini yitirmiş ve kent surların dışına doğru genişlemiştir. Görülebilecek durumda olan diğer kule Bandabuliya'dan limana inen sokak üzerinde, sonuncusu ise Girne Marinasının güneybatı köşesinde yer alır. The Round Tower, 1987 yılında geçirdiği restorasyonun ardından sanat galerisi olarak hizmet vermektedir. Ticaretin merkezinde bir ada olduğu için tarih boyu korsanlar ve savaşlar eksik olmamış. Bundan dolayı dönem dönem eklemeler ve güçlendirmeler ile bu gün oldukça büyük bir kale halini almış. Girne Kalesi büyük olduğu kadar içinde sergilediği eserlerle de değerli. Baştan aşağı hakkını vererek gezmek için bir günü kaleye ayırmak lazım.
Kuzey Kıbrıs'ta yayın yapan özel televizyonlara verilen devlet katkı payının azaltılması sonucu türksat kirasını ödeyemeyerek uydudan düşen televizyon kanalı. Yayınlarını facebook, youtube, tv plus, tivimivi ve kuzeykibrissmarttv gibi platformlardan yapacaklar. (bkz: kanal sim).
“Toptan retçi bir tavrım yoktur ama Meclisten çekilme, orada yapacak bir şey kalmadığında yapılması gereken bir şeydir. O noktaya gelinmesi çok dikkatli değerlendirilmeli. Bu talep halktan gelmeli. Meclis'te olmanın önemini görerek bir partileşme sürecine girmiş bir hareketiz. Daha çok yeniyiz. Meclisten çekilme kararının çok ciddi bir karar olarak görüyorum. Bu son noktada değerlendirilmeliydi.”
kıbrıs'ın en büyük gökdelenini japon, alman ve kıbrıslıdan oluşan konsorsiyum almış. tam açılışın yapılacağı sırada kurdela kesilirken gökdelen yıkılmaya başlamış. can korkusuyla herkes bir yerlere kaçışmış.
günün sonunda japon: "gitti bütün emeklerim" diyerek harakiri yapmış. Alman: "gitti çeliklerim, tonlarca çelik yıkıldı" diyerek tabancasını çekip intihar etmiş.
tüm bunları izleyen kıbrıslı müteahhit de derin bir "oh!" çekerek yanındakilere dönmüş: "iyi ki çimento koymamışım. yoksa bunlar gibi mahvolurdum" demiş.
“Putin, 'koruma sorumluluğu' kapsamında davranacağının işaretini vermişti. Koruma sorumluluğu, ilk kez 1999 yılında Kosova'da NATO tarafından kullanıldı. Daha sonra farklı coğrafyalarda da kullanıldı. Mevcut devletin kendi sınırları içerisindeki vatandaşlarını koruyamıyorsa, bu durum uluslararası bir müdahale gerektirir ve yapılır. Kavram bunu anlatıyor.”
yetersiz üretim ve akaryakıt sıkıntısı nedeniyle günde 8-10 saatlik elektrik kesintilerine maruz kalıyorken hakkında hac vazifesini yerine getirmek maksadıyla 3'üncü kez Suudi Arabistan'a gittiğine dair iddiaların olduğu boş işler bakanı.
Beş yıl gurbette Batı acununda bir büyük kentte Vatandan ayrı onulmaz acılarla Öksüz yaşadım Ayaklarım yeryüzünde Başım yedi kat gökte Evrensel sarsıntılarda toprağa yakın Ulu ağaçların yanısıra Köksüz yaşadım
Yıllarca düşüme girdi cüce Beşparmak Yıllarca gönlümde yattı Trodos Dağ dağ, ova ova çatladı tohum Umutlar boyunca yeşerdi toprak Dedim ki nasıldır şimdi limasol nasıldır Girne, Lârnaka,Baf Yoksa bir uzun uykuda mı Hısarlar koynunda yiğit Lefkoşa Tarih Mağusa
Yıllarca düşümde yaşadı Türkiye Yıllarca bir büyük ateş içinde yandım Her düşünce bir şimşek gibi çaktıkça boşlukta Bir yıldırım koptu sandım kafatasımdan Bir tuhaf ülkeydi yaşadığım Bütün duygularıma yaban Yollarında tarih, yapılarında gelenek kokan Havası sisli, iklimi kancık, sesleri boğuk Ocak ortasındaymış gibi İlkbaharda İnsanı soğuk, toprağı soğuk, renkleri soğuk Parası, karısı, kızanı soğuk Bastım o yaban illerin toprağına Her adım başına bir sarsıntı oldu Dağlar koparcasına evrensel depremlerle topraktan Kopum paramparça dünyalarımla Maddem bir yana Ruhum bir başka yana Dedim ki benim bir yurdum var: Kıbrısla Birleşmiş Türkiye Artık ayrılmaz kalbimi ondan Atomu bir milyar parçaya bölen Ne kılınç, ne de dehâ Kalbim o Ata yurdundundan unutulmaz anılarla dolu Haykırdım çığlık çığlığa günler geceler boyu Anne Anadolu Anne Anadolu
Hani doğduğum o şirin köy Nerde Ömrümün Beşparmak dağları Nerde benim Girne'm,Lefkoşa'm, Mağusa'm Tüm vatan öksüzlüğünde yorgun argın Kaç gece buhranlı düşler içinde belirdi Mersin Kaç gece Toroslar gönlüme uzandı boylu boyunca Kaç gece kızakla imdim Palandökenden Kaç gece yağız atlarla tırmandım Ağrı'ya Kaç gece, ışık ışık,dalga dalga, pul pul Taymis kıyılarında bir uzun gezintide Kalbimin içinde güldü İstanbul
Bozkırlar boyunca uzardı bir mutlu düşünce Işık mıydı, toprak mıydı, neydi Bir şimşek çaktı mı boşlukta Atatürk'ten bir parçaydı o bence
Günler bir kuru yaprak gibi düştükçe ömrün dalından Her an kendimi öz yurtta sanırdım Bir başka dünyaydı o hem ne garip yönleri vardı O dev şehrin meydanlarında Atatürk'ün Bir heykelini bile görmeyince O derin uykudan hıçkırıklarla uyanırdım
Şu sokak sisli,bu yapı paslı, kapkara Bu şehir başka, burası Londra! Bir vatan özleminin sonsuzluğunda Ömrüm olgunluğa yönelen meyvalarla her yemek vakti Dökülü dökülüverdi porselen tabaklara
Beş yıl gurbette geçen ömrün zalim saatlarında Uzun saniyeleri saydım Sandım ki her bahar, her yaz Bir köy düğününde Ya Mesarya'da, ya Çukurovadaydım. Yürüdüm yıllar boyu düşlerimin ülkesinde, yaya İklimle, mevsimle değişti alınyazım Çorak bozkırlarda başıboş, özgür Dudaklarım çatladı susuzluktan Kara toprağa sırt üstü yattım da akşam olunca Bir elim uzadı Kars'a değin Bir elim okşadı Edirne'yi Başım yastık belleyip düştü de Zonguldak'a Ayaklarım kök saldı Kıbrıs'ta ana toprağa Benimle güldü, benimle ağladı her şey Büyüdü kalbim, büyüdü sevincim Doğuda dadaşım,Batıda efem Kuzeyde Karadenizlim Güneyde esmer kardeşim Türk kardeşim Türkmen kardeşim
II
beş yıl her günün duygulu saatlarında Beş bin yıllık zamanı Vatan coğrafyası üstünde tüm yaşadım Vücudum Batı'da, ruhum Doğu'da Bir yanda öldüm yaşadım Öte yanda güldüm yaşadım Tutundum aydınlık sütunlarına gökkubesinin Hep O'nu düşündüm,her saniye O'nu Samsun kıyılarından Ergenekon'u Sordum O tarih mi, tarihin gözü, kulağu; nesi Aklımda ne Britanya Müzesi Ne de Britanika Ansiklopedisi Bir sonsuz düşünceydi o Sereserpe uzanmış aydınlık toprakta yemyeşil Kişinin özgürlüğü, ulusların kardeşliği Uygar kentlerin mutluluğu, sevinci, neş'esi Bir yaşlı güve yürüdü mü bir tozlu yaprakta Duydum O'nun kulaklarıyla Üç bin yıl önce Altaylardan Ecdat soluklarıyla uzayan en güzel sesi Her şeyde O vardı, her şeyimde hep O New York'ta Özgürlük Anıtı,Londra'da Big Ben Eyfel Kulesi bile Sen nehrinden önce O'na bakardı Bir ışık sarardı çepçevre yıldızları En büyük sevinç, en güzel umut Anıt- Kabirden ta Merih'e kadar uzardı.
III
Ne kadar da baygındı şu Kasım sabahları Işıklar ortasında kara bir yılan gibi Kıvrılan Taymis nehri kıyılarında İnsanca acılarla kasvete inat Güzeldi güzel olmasına bu saatlarda dünya Uyurdu bir mavi tül perdesi altında Büyük Britanya İğreti aynalarla kırılmış paramparça Üstünde güneş batmayan imparatorlukların Buğdaylı,altınlı,petröllü Pırlanta rüyasında
Yüzyıllar öncesi böyle üzgün mü akardı Taymiş Böyle derin bir uykuda umutsuz Sayıklar mıydı Westminister ile Buckingam Ceviz iriliğinde plâtinler elmaslar Kıymetli taşların parıltısı taçlar tahtlar Yeryüzünde kuvvetle mağrur başlar Ya hele Okyansulara koşan Uygar dediğimiz şu sular Şu köprüler,şu tekneler, şu rıhtımlar Kişiye kıtadan kıtaya yol açan buhar...
Sarsıntılara dolu geçmişte Savaşlar, şanlar, şerefler, zaferler, yenilgiler Bir bir açardı gün ışığına hortlak perdeleri Her nefes alışta,her an çekişte Bir yanda kafası yükün altında kopan zenci Öte yanda ışıkla yıkanmış salonlarda Şampanya yerine içilen halis insan kanı Şurada belkemiği,burada kafa tası Hani ya nerde kaldı İspanyol armadası Bakınız Jan Dark'ı bile nasıl yıkmışlar bu ateşte
Böyle değildi,hâşâ Bu rıhtımlarda şahlanan eski çağlar Gelecek büyük günlerin düşleriyle gururlu Okyanusları sıkıştırdı avuçlarında Britanya adasının deniz gözlü Sarışın sıska çocukları Şarkılar yükselirdi dudaklarına Şarkılar baharat, kavuçuk üstüne Hindin çayı keteni, Mısırın pamuğu, pirinci Petrol kokardı Arap çöllerini öperken dudakları
IV
İlk ışık,ilk şimşek, ilk gök İlk kıyamet koptu Gelibolu'da İlk yıldırım:Mustafa Kemal Dünya o gün bir daha Sarsıldı yerinden İlk özgürlük türküsü tutsak ulusların İlk nur Asya'ya İlk aydınlık O'nunla düştü Afrikaya Kölelik yıkıldık kişilerin ulusların kaderinden Uzak Doğu'dan Uzak Batı'a
O'nda bir sonrasız ışık vardı Bir mutlu sevinç Bin yıl sonra doğacak çocuğun yüreğinde Bin yıl önceden o çarpardı
V
Kaç Kasım sabahı ölümünle üzgün Taymis kıyılarında bir küçük parka oturdum da Sessiz gözyaşı döktüm. İlkin bir şimşektin,bir yıldırım Şimdi milyonca yürekte umut Gazi Paşam, Atatürk'üm. Bıraktığın türküler söylenir cümle acunda Bıraktığın türküler Kıbrısımda Ya özgürlük, ya ölüm Uygar kentler sathında aydınlığın Bak nasıl barıştık çevrende Grenwich, Tower Bridge, Big Ben Ne kadar mutluyum bilsen Dört yanımı sarmış dost ışıklar
Aydınlık çağlara yöneldik Aya değdi başımız Yıldızlar avuçlarımızda Yükselmedeyiz daha da Yurtta barış var,evrende barış Köleliğe baş kaldırtmayız sevmekle seni Yeryüzünden başka Merihte de,Ayda da.
Tüm kötülüklere karşı bir sanatsal direniş eylemi olan Yaşar Ersoy'un oyunlaştırıp yönettiği "İnsan Denen Şey" adlı tiyatro oyunu. Oyun 16 Ağustos Salı günü saat 20.30'da Merkez Lefkoşa açık pazar alanında halka ücretsiz sunulacak.