kim ne dedi

tapba lamarina



"Bu utanç fotoğrafına iyi bakın. Kurultaydan önce anlaşılan, seçimden önce alelacele bitirilen bir pazarlığın imza töreni bu. Soldan sağa sayarsak Otelciler Birliği Başkanı Dimağ Çağıner, Sanayi Odası Başkanı Ali Kamacıoğlu, Müteahhitler Birliği Başkanı Cafer Gürcafer ve Ticaret Odası Başkanı Turgay Deniz... bu isimleri lütfen aklınızın bir köşesine yazın. Geleceğimize, çocuklarımıza, torunlarımıza kara bir leke olarak gösterilecek bu fotoğrafı onaylayan ve burada oturan herkes de suçludur. Bu insanların kamu yararı için ne gibi iyi düşünceleri olabilir ki? Bu fotoğraftaki insanların kaç tanesi çevreyi, ağaçları, tarım arazilerini, ülkenin kalkınmasını düşündü şimdiye kadar? Hepsi de bireysel olarak teker teker kendi ve yandaşlarının çıkarlarından başka bir şey düşünmüyor. Nasıl Girne'yi başımıza giydik, bu bölgeyi de başımıza giyeceğiz. Ancak bizler son ana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Başarılı oluruz olmayız bilemem ama bu mamma paylaşımının ve pazarlığının önünde durmaya devam edeceğiz."

( Şehir Plancıları Odası Başkanı Merter Refikoğlu'nun Mağusa, İskele, Yeniboğaziçi İmar Planı'nı imzalayanlar için yaptığı eleştiri. )

ekelemek

kibris sozluk
1. bir şeyi dağıtacak biçimde dökmek, saçmak.
2. belli bir yere dağılacak biçimde dökmek. serpmek.
3. bir kimseyi başından savmak.

kaynak: hakeri'nin kıbrıs sözlüğü.

kıvanç giritli

ganca
Uzun zamandır görüşemediğim değerli insan. Fırsat olduğunda radyodan sesini dinlerim. Bir insan bu kadar yetenekli olup da kıymeti bilinmez. Bu toplumu bazen hiç anlamam.

salamis tiyatrosu

ganca
gymnasiumun güneyinde yer almaktadır.

İlk kez Augustus döneminde inşa edilen tiyatro 1.-2. yüzyıllarda yapılan plan değişiklikleri ile son şeklini almıştır. 4. yüzyıldaki depremlerle yıkılan yapının taşları Erken Bizans dönemi hamamlarının yapımında kullanılmıştır. Temelde üç bölümden oluşur: sahne binası, orkestra ve oturma yerleri. Hem performansların gerçekleştirildiği hem de kulislerin yer aldığı freskler, nişler, heykeller ile süslenmiş sahne yapısından günümüze sadece temeller ulaşmıştır. Bir zamanlar üzerleri beyaz kireç kaplı olan oturma yerleri elliden fazla sıra içermesine karşın bunlardan çok azı korunmuştur. Tiyatronun 15.000 kişilik bir kapasitesi olduğu düşünülmektedir. Yapılan onarım ve sağlamlaştırma çalışmalarının ardından bu antik tiyatro çeşitli kültür ve sanat aktivitelerinin gerçekleştirildiği yaşayan bir mekan olarak halen hizmet vermektedir.

teslimat

busterkeaton
Yönetmenliğini Doğuş Özokutan'ın yaptığı Teslimat filmi 2020, KKTC yapımıdır.
Filmin baş rolündeki Yusuf, kızının hayatını kurtarmak amacı ile ve de para bulabilmek için bir grup mülteciyi soğutuculu et kamyonuyla taşıma işini kabul eder. Kaçakçı, mültecilerle birlikte ortaya çıktığında Yusuf, aralarında soğutuculu bir kamyonda hayatta kalamayacak çocukların olduğunu da fark eder. Ancak yine de vazgeçmez ve mültecilerin hayatlarıyla kumar oynar.

Film gösterime girer girmez bir çok ödülün sahibi olmuştur.

mormenekşe

husol
Eski ismi Limnia olan özellikle Larnaka Tuzla köyünden göç eden Kıbrıslı Türklerin yaşadığı köy. Enginar Mormenekşe'nin simgesidir. Güneyden gelen Türkler enginar ekimini de yanlarında getirdiler.

girne kalesi

ganca
Girne Kalesi Kıbrıs'taki en görkemli yapılardan birisidir. Kale bugünkü biçimine ulaşıncaya değin pek çok değişiklik geçirmiştir. Söz konusu değişiklikler temelde üç evreye ayrılır. Girne Limanının doğusunda yer alan bu kalenin tespit edilebilen ilk evresi 7.yy'a aittir. Söz konusu dönemde ortaya çıkan Arap akınlarına karşı kenti savunmak amacı ile adayı yönetmekte olan Bizanslılar tarafından inşa edilen ilk kaleye ait çok az kalıntı mevcuttur. Kale bugünkü formuna büyük ölçüde ikinci evrede, ada Lüzinyanların hakimiyetinde iken 1208-1211 yılları arasında ulaşmıştır. 14. yüzyılda Venedik saldırıları ile hasar gören kale, 1491'de adanın Venediklilerin eline geçmesinin ardından yapılan son eklemelerle de bugünkü biçimine kavuşmuştur. Kuzeybatı ve güneydoğuda yer alan kuleler Venediklilerin Osmanlılara karşı kaleyi sağlamlaştırmak üzere bu evrede yaptığı eklemelerdendir. Bu önlemlere karşın kale, 1570 yılında, Lefkoşa'daki Osmanlı zaferinden sonra direniş gösterilmeden Osmanlılara teslim edilmiş, bu sayede olması muhtemel bir muharebe nedeni ile zarar görmemiştir.

Kale kareye yakın bir plana sahiptir. Her bir köşede birer kule yer alır. Kalenin güney ve batısı derince bir hendek ile, kuzeyi ve doğusu deniz ile çevrelenmekte, giriş kuzeybatı tarafta bir köprü vasıtası ile sağlanmaktadır. Kalenin içinde kuzey batı bölümde 1100'lü yıllarda yapıldığı sanılan bir Bizans kilisesi (St. George Kilisesi) yer alır. 1570 yılında Kıbrıs'ın Osmanlılar tarafından fethi sırasında şehit düşen Osmanlı Amirali Cezayirli Sadık Paşa'nın lahiti de kalenin giriş bölümündeki rampanın hemen kenarında yer almaktadır. Kalenin içerisinde yer alan sergi salonlarında, Girne açıklarında ele geçen batık gemi ve elde edilen buluntuların yanı sıra, yine Girne çevresindeki kazılarda ele geçen çeşitli Arkeolojik kalıntılar sergilenmektedir. Bununla birlikte kalenin birçok noktasında, kalenin geçirdiği tarihsel süreci ziyaretçilere aktarmayı hedefleyen çeşitli canlandırmalar da yer almaktadır.

Günümüzde yat limanı olarak kullanılan Girne Limanı, Kuzey Kıbrıs'a ilişkin en tanınmış panoramalardan birisini oluşturan bir güzelliğe sahiptir. Limanın geçirdiği çeşitli evreleri gösteren dalgakıran ve deniz fenerlerinin yanı sıra, St. Hilarion kalesi ve Beşparmak Sıradağlarının semer biçimindeki sırtlarının oluşturduğu fonun bu güzelliğe büyük bir katkısı olduğu şüphesizdir. Bir yanda kolossal yapısı ile Girne kalesi, bir yanda eski liman yapıları, eski bir kilisenin çan kulesi ve eski bir cami minaresi ile Girne'nin bu profili adanın geçmişinden bir kesit gibidir. Limanı çevreleyen ve orjinal biçimleri bozulmadan kalmış çeşitli yapılar, günümüzde cafe, bar, restaurant olarak hizmet vermektedir. Bu binalar arasında yer alan ve 18. yy'a ait bir Kıbrıs evi olan birisi günümüzde Halk Sanatları Müzesi olarak kullanılmaktadır. Giriş katında zeytinyağı mengeneleri, karasaban, tezgah, küp ve döven gibi hasatla ilgili tarım araçları bulunmakta, üst katta ise geleneksel el sanatı örnekleri sergilenmektedir. Bunlar arasında tığ işleri, yatak ve masa örtüleri, yün çorap, oymalı sandıklar, gelinlikler ve dolaplar yer alır.

Girne Kalesi, kentin savunmasında tek başına bir fonksiyona sahip olmayıp aslında bir iç kaledir. Kenti çeviren surlardan günümüze çok az bir kısım ulaşmıştır ve bunlar üç kuleye aittir. En sağlam korunmuş olanı, The Round Tower olarak bilinen kuledir. Bu kule Ziya Rızkı Caddesi üzerinde, Bandabuliya'nın karşısında yer alır. Söz konusu yapı, kentin savunmasını güçlendiren Lüzinyanlar tarafından 1300 yılı civarında inşa edilmiştir. Venedikliler de, orijinalde Bizans dönemine dayanan bu savunma sistemini genişletmiştir. Ada Osmanlıların eline geçtikten sonra surlar önemini yitirmiş ve kent surların dışına doğru genişlemiştir. Görülebilecek durumda olan diğer kule Bandabuliya'dan limana inen sokak üzerinde, sonuncusu ise Girne Marinasının güneybatı köşesinde yer alır. The Round Tower, 1987 yılında geçirdiği restorasyonun ardından sanat galerisi olarak hizmet vermektedir.
Ticaretin merkezinde bir ada olduğu için tarih boyu korsanlar ve savaşlar eksik olmamış. Bundan dolayı dönem dönem eklemeler ve güçlendirmeler ile bu gün oldukça büyük bir kale halini almış. Girne Kalesi büyük olduğu kadar içinde sergilediği eserlerle de değerli. Baştan aşağı hakkını vererek gezmek için bir günü kaleye ayırmak lazım.

sim tv

ad victoriam
Kuzey Kıbrıs'ta yayın yapan özel televizyonlara verilen devlet katkı payının azaltılması sonucu türksat kirasını ödeyemeyerek uydudan düşen televizyon kanalı. Yayınlarını facebook, youtube, tv plus, tivimivi ve kuzeykibrissmarttv gibi platformlardan yapacaklar. (bkz: kanal sim).

kim ne dedi

ad victoriam
“Toptan retçi bir tavrım yoktur ama Meclisten çekilme, orada yapacak bir şey kalmadığında yapılması gereken bir şeydir. O noktaya gelinmesi çok dikkatli değerlendirilmeli. Bu talep halktan gelmeli. Meclis'te olmanın önemini görerek bir partileşme sürecine girmiş bir hareketiz. Daha çok yeniyiz. Meclisten çekilme kararının çok ciddi bir karar olarak görüyorum. Bu son noktada değerlendirilmeliydi.”

Jale Refik Rogers


günün fıkrası

mamur
kıbrıs'ın en büyük gökdelenini japon, alman ve kıbrıslıdan oluşan konsorsiyum almış. tam açılışın yapılacağı sırada kurdela kesilirken gökdelen yıkılmaya başlamış. can korkusuyla herkes bir yerlere kaçışmış.

günün sonunda japon: "gitti bütün emeklerim" diyerek harakiri yapmış. Alman: "gitti çeliklerim, tonlarca çelik yıkıldı" diyerek tabancasını çekip intihar etmiş.

tüm bunları izleyen kıbrıslı müteahhit de derin bir "oh!" çekerek yanındakilere dönmüş: "iyi ki çimento koymamışım. yoksa bunlar gibi mahvolurdum" demiş.

kim ne dedi

dark horse
“Putin, 'koruma sorumluluğu' kapsamında davranacağının işaretini vermişti. Koruma sorumluluğu, ilk kez 1999 yılında Kosova'da NATO tarafından kullanıldı. Daha sonra farklı coğrafyalarda da kullanıldı. Mevcut devletin kendi sınırları içerisindeki vatandaşlarını koruyamıyorsa, bu durum uluslararası bir müdahale gerektirir ve yapılır. Kavram bunu anlatıyor.”

Muhittin Tolga Özsağlam

osman türkay

ad victoriam


Beş yıl gurbette
Batı acununda bir büyük kentte
Vatandan ayrı onulmaz acılarla
Öksüz yaşadım
Ayaklarım yeryüzünde
Başım yedi kat gökte
Evrensel sarsıntılarda toprağa yakın
Ulu ağaçların yanısıra
Köksüz yaşadım

Yıllarca düşüme girdi cüce Beşparmak
Yıllarca gönlümde yattı Trodos
Dağ dağ, ova ova çatladı tohum
Umutlar boyunca yeşerdi toprak
Dedim ki nasıldır şimdi limasol
nasıldır Girne, Lârnaka,Baf
Yoksa bir uzun uykuda mı
Hısarlar koynunda yiğit Lefkoşa
Tarih Mağusa

Yıllarca düşümde yaşadı Türkiye
Yıllarca bir büyük ateş içinde yandım
Her düşünce bir şimşek gibi çaktıkça boşlukta
Bir yıldırım koptu sandım kafatasımdan
Bir tuhaf ülkeydi yaşadığım
Bütün duygularıma yaban
Yollarında tarih, yapılarında gelenek kokan
Havası sisli, iklimi kancık, sesleri boğuk
Ocak ortasındaymış gibi İlkbaharda
İnsanı soğuk, toprağı soğuk, renkleri soğuk
Parası, karısı, kızanı soğuk
Bastım o yaban illerin toprağına
Her adım başına bir sarsıntı oldu
Dağlar koparcasına evrensel depremlerle topraktan
Kopum paramparça dünyalarımla
Maddem bir yana
Ruhum bir başka yana
Dedim ki benim bir yurdum var:
Kıbrısla Birleşmiş Türkiye
Artık ayrılmaz kalbimi ondan
Atomu bir milyar parçaya bölen
Ne kılınç, ne de dehâ
Kalbim o Ata yurdundundan unutulmaz anılarla dolu
Haykırdım çığlık çığlığa günler geceler boyu
Anne Anadolu
Anne Anadolu

Hani doğduğum o şirin köy
Nerde Ömrümün Beşparmak dağları
Nerde benim Girne'm,Lefkoşa'm, Mağusa'm
Tüm vatan öksüzlüğünde yorgun argın
Kaç gece buhranlı düşler içinde belirdi
Mersin Kaç gece Toroslar gönlüme uzandı boylu boyunca
Kaç gece kızakla imdim Palandökenden
Kaç gece yağız atlarla tırmandım Ağrı'ya
Kaç gece, ışık ışık,dalga dalga, pul pul
Taymis kıyılarında bir uzun gezintide
Kalbimin içinde güldü İstanbul

Bozkırlar boyunca uzardı bir mutlu düşünce
Işık mıydı, toprak mıydı, neydi
Bir şimşek çaktı mı boşlukta
Atatürk'ten bir parçaydı o bence

Günler bir kuru yaprak gibi düştükçe ömrün dalından
Her an kendimi öz yurtta sanırdım
Bir başka dünyaydı o hem ne garip yönleri vardı
O dev şehrin meydanlarında Atatürk'ün
Bir heykelini bile görmeyince
O derin uykudan hıçkırıklarla uyanırdım

Şu sokak sisli,bu yapı paslı, kapkara
Bu şehir başka, burası Londra!
Bir vatan özleminin sonsuzluğunda
Ömrüm olgunluğa yönelen meyvalarla her yemek vakti
Dökülü dökülüverdi porselen tabaklara

Beş yıl gurbette geçen ömrün zalim saatlarında
Uzun saniyeleri saydım
Sandım ki her bahar, her yaz
Bir köy düğününde
Ya Mesarya'da, ya Çukurovadaydım.
Yürüdüm yıllar boyu düşlerimin ülkesinde, yaya
İklimle, mevsimle değişti alınyazım
Çorak bozkırlarda başıboş, özgür
Dudaklarım çatladı susuzluktan
Kara toprağa sırt üstü yattım da akşam olunca
Bir elim uzadı Kars'a değin
Bir elim okşadı Edirne'yi
Başım yastık belleyip düştü de Zonguldak'a
Ayaklarım kök saldı Kıbrıs'ta ana toprağa
Benimle güldü, benimle ağladı her şey
Büyüdü kalbim, büyüdü sevincim
Doğuda dadaşım,Batıda efem
Kuzeyde Karadenizlim
Güneyde esmer kardeşim
Türk kardeşim
Türkmen kardeşim

II

beş yıl her günün duygulu saatlarında
Beş bin yıllık zamanı
Vatan coğrafyası üstünde tüm yaşadım
Vücudum Batı'da, ruhum Doğu'da
Bir yanda öldüm yaşadım
Öte yanda güldüm yaşadım
Tutundum aydınlık sütunlarına gökkubesinin
Hep O'nu düşündüm,her saniye O'nu
Samsun kıyılarından Ergenekon'u
Sordum O tarih mi, tarihin gözü, kulağu; nesi
Aklımda ne Britanya Müzesi Ne de Britanika Ansiklopedisi
Bir sonsuz düşünceydi o
Sereserpe uzanmış aydınlık toprakta yemyeşil
Kişinin özgürlüğü, ulusların kardeşliği
Uygar kentlerin mutluluğu, sevinci, neş'esi
Bir yaşlı güve yürüdü mü bir tozlu yaprakta
Duydum O'nun kulaklarıyla
Üç bin yıl önce Altaylardan
Ecdat soluklarıyla uzayan en güzel sesi
Her şeyde O vardı, her şeyimde hep O
New York'ta Özgürlük Anıtı,Londra'da Big Ben
Eyfel Kulesi bile Sen nehrinden önce O'na bakardı
Bir ışık sarardı çepçevre yıldızları
En büyük sevinç, en güzel umut
Anıt- Kabirden ta Merih'e kadar uzardı.

III

Ne kadar da baygındı şu Kasım sabahları
Işıklar ortasında kara bir yılan gibi
Kıvrılan Taymis nehri kıyılarında
İnsanca acılarla kasvete inat
Güzeldi güzel olmasına bu saatlarda dünya
Uyurdu bir mavi tül perdesi altında
Büyük Britanya İğreti aynalarla kırılmış paramparça
Üstünde güneş batmayan imparatorlukların
Buğdaylı,altınlı,petröllü
Pırlanta rüyasında

Yüzyıllar öncesi böyle üzgün mü akardı Taymiş
Böyle derin bir uykuda umutsuz
Sayıklar mıydı Westminister ile Buckingam
Ceviz iriliğinde plâtinler elmaslar
Kıymetli taşların parıltısı taçlar tahtlar
Yeryüzünde kuvvetle mağrur başlar
Ya hele Okyansulara koşan
Uygar dediğimiz şu sular
Şu köprüler,şu tekneler, şu rıhtımlar
Kişiye kıtadan kıtaya yol açan buhar...

Sarsıntılara dolu geçmişte
Savaşlar, şanlar, şerefler, zaferler, yenilgiler
Bir bir açardı gün ışığına hortlak perdeleri
Her nefes alışta,her an çekişte
Bir yanda kafası yükün altında kopan zenci
Öte yanda ışıkla yıkanmış salonlarda
Şampanya yerine içilen halis insan kanı
Şurada belkemiği,burada kafa tası
Hani ya nerde kaldı İspanyol armadası
Bakınız Jan Dark'ı bile nasıl yıkmışlar bu ateşte

Böyle değildi,hâşâ
Bu rıhtımlarda şahlanan eski çağlar
Gelecek büyük günlerin düşleriyle gururlu
Okyanusları sıkıştırdı avuçlarında
Britanya adasının deniz gözlü
Sarışın sıska çocukları Şarkılar yükselirdi dudaklarına
Şarkılar baharat, kavuçuk üstüne
Hindin çayı keteni, Mısırın pamuğu, pirinci
Petrol kokardı Arap çöllerini öperken dudakları

IV

İlk ışık,ilk şimşek,
ilk gök İlk kıyamet koptu Gelibolu'da
İlk yıldırım:Mustafa Kemal
Dünya o gün bir daha
Sarsıldı yerinden
İlk özgürlük türküsü tutsak ulusların
İlk nur Asya'ya İlk aydınlık O'nunla düştü Afrikaya
Kölelik yıkıldık kişilerin ulusların kaderinden
Uzak Doğu'dan Uzak Batı'a

O'nda bir sonrasız ışık vardı
Bir mutlu sevinç
Bin yıl sonra doğacak çocuğun yüreğinde
Bin yıl önceden o çarpardı

V

Kaç Kasım sabahı ölümünle üzgün
Taymis kıyılarında bir küçük parka oturdum da
Sessiz gözyaşı döktüm.
İlkin bir şimşektin,bir yıldırım
Şimdi milyonca yürekte umut Gazi Paşam, Atatürk'üm.
Bıraktığın türküler söylenir cümle acunda
Bıraktığın türküler Kıbrısımda
Ya özgürlük, ya ölüm
Uygar kentler sathında aydınlığın
Bak nasıl barıştık çevrende Grenwich, Tower Bridge, Big Ben
Ne kadar mutluyum bilsen Dört yanımı sarmış dost ışıklar

Aydınlık çağlara yöneldik
Aya değdi başımız
Yıldızlar avuçlarımızda
Yükselmedeyiz daha da
Yurtta barış var,evrende barış
Köleliğe baş kaldırtmayız sevmekle seni
Yeryüzünden başka Merihte de,Ayda da.

Osman Türkay (Beşparmak Dergisi -1959)

neden bekliyorsun?


bu sözlük, duygu ve düşüncelerini özgürce paylaştığın bir platform, hislerini tercüme eden özgür bilgi kaynağıdır.
katkıda bulunmak istemez misin?

üye ol